Türkçe Kelimenin İngilizce Karşılığı Nedir, İngilizce Türkçe Sözlük, Online Sözlük, İngilizce Kelime Anlamları, Bedava İngilizce Sözlük, Ücretsiz ingilizce Sözlük, ingilizce Sözlüğü
İngilizce Türkçe Sözlükte Ara:
* Aramak istediğiniz kelimeyi yazıp dil seçimini seçtikten sonra kelimenin anlamını öğrenebilirsiniz.


Kelime Anlamı 

endişe İngilizcesi Nedir? endişe İngilizcede Ne Demek?

endişe kelimesinin ingilizce karşılığı ve anlamı nedir? İngilizcede endişe ne anlama gelir ve cümle içinde kullanım örnekleri aşağıdaki şekildedir;

  • anxiety. care. worry. apprehension. apprehensiveness. concern. disquiet. fear. inquietute. load. misgiving. oversolicitude. stew. sweat. thought. unease.
  • anxiety. apprehension. concern. fear. preoccupation. qualm. solicitude. worry. care. doubt.
  • concern. fears. care. anxiety. worry. doubt. fear. agitation. angst. apprehension. disquiet. disquietude. disturbance. fret. inquietude. perturbation. preoccupation. qualm. scruple. solicitude. stew. suspense. uneasiness.

Anlam: worry, concern, anxiety, apprehension

Tür Bilgisi:
- İsim (noun): endişe (worry, concern)
- Fiil (verb): endişelenmek (to worry)
- Sıfat (adjective): endişeli (worried, anxious)

İngilizce Karşılıkları:
worry, concern, anxiety, apprehension, unease, distress

Kullanım Örnekleri:

İsim (Noun) - Worry/Concern:
1. She expressed her worry about the upcoming exam.
Sınav hakkında endişesini dile getirdi.

2. The concern about climate change is growing worldwide.
İklim değişikliğiyle ilgili endişe dünya çapında artıyor.

3. His constant anxiety affected his sleep patterns.
Sürekli endişesi uyku düzenini etkiledi.

Fiil (Verb) - To worry:
1. Don't worry about the presentation; you'll do fine.
Sunum hakkında endişelenme, iyi yapacaksın.

2. Parents often worry about their children's future.
Ebeveynler sıklıkla çocuklarının geleceği hakkında endişelenir.

3. I worry that we might miss the last train.
Son treni kaçıracağımızdan endişeleniyorum.

Sıfat (Adjective) - Worried/Anxious:
1. She looked worried when she heard the news.
Haberi duyunca endişeli göründü.

2. The anxious student kept checking the clock.
Endişeli öğrenci saati kontrol etmeye devam etti.

3. He felt apprehensive about meeting his new boss.
Yeni patronuyla tanışmak konusunda endişeli hissediyordu.

Rastgele Türkçe Kelimeler